Rönesans Krallıkları Alternatif Forumu

AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Yeni İletilerYeni İletiler  RK Dünya HaritasıRK Dünya Haritası  

[RP] Derman Hoca'nın Hikayesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
dkocak

avatar



MesajKonu: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 5:30 pm

1. Bölüm Tanıtım

Derman hoca,
soğuk bir kış gecesi Osmanlı’nın en eski kasabalarından olan Gelibolu’da açtı
dünyaya gözlerini. O zamanlar kasabada şimdiki gibi çok esnaf yoktu. Kasaba
nüfusu fazla olsa da ekip biçilmeye elverişli toprak miktarı kısıtlıydı. Bu
yüzden tüm kasaba ahalisinin yüzleri pek gülmüyordu. Herkesin yüzünde çekilen
ekonomik sıkıntıların izleri görülüyordu. Derman hoca, ki o zamanlar henüz yeni
seviye 1 olmuştu, bu darboğazın nasıl aşılması gerektiği konusunda kafa
patlatmak için Enderun Kütüphanesinin yolunu tuttu. Birkaç gün buraya kapanıp
kütüphanenin tozlu rafları arasında bulduğu daha yüzü açılmamış kitapları
inceledi. Edindiği bilgileri ilgililere ulaştırmak istediğinde “ Aman tanrım
önce giyin!” uyarısıyla karşılandı ve kapı dışarı edildi. Hal böyleyken, hoca
en iyi çözümün bu bilgileri kendi gelişiminde kullanmak olduğuna hükmetti. Marangoza
bir kayık yaptırıp balıkçılığa başladı. Balık işi göründüğü gibi kolay değildi.
Gölün tamamını dolaşmadan gece oluyordu. Hoca yine kıvrak zekasını kullandı.
Balıkçıbaba dergahını kurdu. Kasabada balığa çıkanları dergaha almıştı. Herkes
birbirine dolaştığı yerleri bildiriyordu. Gün boyunca tüm balıkçılar gölde yan
yana, türkü söyleyerek, muhabbet ederek balık tutuyorlar, günün yorgunluğunu
atmak için de yine hep birlikte meyhanenin yolunu tutuyorlardı. Kasabada
dergahın etkinliği kısa sürede artmıştı, hoca yeni bir kararla dergah üyesi
balıkçıların balıklarını toplamaya başladı. Belli bir miktara ulaştığında ya
diğer tüccarlar aracılığıyla, ya da belediye üzerinden diğer kasabalara
transfer yapılmaya başlandı. Kasabada dergah kalıcı hale geldikten sonra hoca
yeni arayışlara girdi. İkinci seviye olmak için biriktirdiği parayı ticarete
yatırdı. Kısa sürede ticaretin en karlı yatırım olduğunu gördü. İkinci tarla
parasını 2 kasabaya yaptığı ziyaret neticesinde çıkardı. Osmanlıda gezmediği
kasaba kalmamıştı. Kendisini ilim yoluna ulaştıracak olan özellikleri, ilim
yolunda okuyacağı kitaplar için gereken parayı temin edebilmek için aylarca
süren seyahatlere çıktı.


Nihayetinde en büyük arzusunu
gerçekleştirmiş ilim yolunu seçmişti. Zamanında sesini duyuramadığı ilgililere
ulaşmayı denedi tekrar. Bu kez;


“Zaten Ayanlar Meclisine
üyesiniz! Daha ne istiyorsunuz? Padişah kavuğu mu ?”

"Şu an sizin için hiçbir şey
yapamam." cevabını aldı.

Derman hoca yine çözümü kedi
içinde araması gerektiğini anlamıştı. Bir süre düşündükten sonra yönetime talip
oldu ve daha ilk seçiminde divana girmişti. Ticaret konusundaki engin
tecrübelerini vatan yararına kullanmak için çalıştı bir dönem. Başta diğer
sancaklar olmak üzere, Avrupa ulusları ile de ticaret antlaşmalarına imza attı.
Tam işler yoluna girmişken ikinci Bulgar Savaşı patlak verdi. Bulgarlar hızla başkente ilerliyorlardı. Son
ana kadar bekleyen Derman hoca, bir gece yarısı operasyonu ile eyalet
kasasındaki malları emrindeki askerlere taşıtıp kurtarmıştı. Kasada sadece
kendi sebze tarlasında yetiştirdiği hıyarlardan birisini bırakmış, yanına da
bir not iliştirmişti;

-“Evlat kusura bakma henüz tuz
kodlanmadı, şimdilik böyle idare et”.

Bir gece yarısıydı, orduya girmek
için hazırlanan Derman hocaya bir ferman ulaştırıldı. Fermanda ertesi sabah
güneşin doğuşunda idam edileceği yazılıydı. Bu anlamsız kararın sebebini
araştırmak için atına atladı hoca. Fermanı yazan kişiye ulaşması biraz zaman
aldıysa da kararın yanlış olduğunu anlatmıştı ilgililere. Başındaki bu belayı
da defettikten sonra tekrar orduya girmek için başkente doğru yola düştü.

Başkente adım attığında yeni bir
haber ulaşmıştı kendisine. Çok sevdiği, can dostu hali hazırda kurulmuş olan
bir orduya girmiş başkente geliyordu. Daha önceden aynı kasabada
bulunduklarında gelen uyarıyı anımsadı. Hemen kasabadan ayrılması gerekiyordu.
Ömrünün yarısı at sırtında geçmiş olan Derman hoca yine düşmüştü yollara. Madem
cephede savaşamıyordu, cephe ardında da yararlı olabilirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
dkocak

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 5:31 pm

2. Bölüm Yurtdışı Görevi

Uzun süre kasabalar arasında
dolaştı. Yükü ağırdı çünkü devlet, ordulara yapılacak yardımları dağıtma işini
vermişti kendisine. Artık tek bir atla değil bir kervanla dolaşıyordu. Şarköye
gelip yükünün bir kısmını orduya aktardıktan sonra yeni bir görev verilmişti
kendisine. Şimdiye kadar gitmediği kadar uzak bir ilden ordu için erzak
getirecekti. Görevi kabul etmeden önce bir süre düşündü hoca, her zaman kendi
dilinden, kendi dininden insanlarla ticaret yapmaya alışmıştı. Dolaştığı
kasabalarda alıp sattıklarından ziyade, kasaba ahalisiyle yaptığı hoş
sohbetleri bu kez yapamayacağını düşündü. Sonra aklına medreseden aldığı bir
kitap geldi. Atının heybesinde duran kitabı aldı eline ve düştü yollara. Derman
hoca, yolculuk boyunca bu dil kitabını okumuştu. Gezmesi gereken ülkenin sınır
kasabasına vardığında sular seller gibi olmasa da iyi kötü konuşabiliyordu
dillerini.


Uzun bir kervanın başında uzun ak
sakallı, mavi kaftanlı hocayı gören kasaba halkı meydana toplanmıştı. Hoca
cebindeki lügatı açıp birkaç sayfayı karıştırdıktan sonra;

Derman hoca: – Yo! (selamun
aleyküm)

B.Reisi: - Yo! (ve aleykümselam)


Ayaküstü yapılan muhabbetten
sonra belediye reisi hocayı makamına davet etti. Reisin masanın diğer tarafına
değil de hemen hocanın karşısına oturması, hocanın dikkatinden kaçmamıştı. Kısa
bir sessizlikten sonra;

B.Reisi:- Hocam hoş geldin.
Dışarıdaki karşılama için beni maruz gör. Buraya yerleştiğim günden beri
kimliğimi gizliyorum.

Derman hoca: – Estafurullah reis
bey. Bu kadar soğuk mizaçlı kişi arasında senin Osmanlı kanı taşıdığın o kadar
belliydi ki. Kendi kendime vardır elbet bir bildiği dedim sustum ben de.

B.Reisi: - Anlayışın için teşekkürler
hocam, sizi buraya hangi rüzgar attı diye sorsam kabalık etmemiş olurum
inşallah.

Derman hoca: - Osmanlının arka
bahçesinde işler pek yolunda gitmiyor. Bir anlık boşluktan faydalanan düşman
orduyla başkentimize kadar geldi. Halk zor durumda olsa da canla başla
mücadeleye devam ediyor. Savaşmak için cepheye koşan esnaf üretimden çekildi.
Hal böyleyken ordularımıza silah ve erzak temin etmemiz gerekmekte.

B.Reisi: - Osmanlıya yardım için
elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz hocam.

Bu diyalogtan sonra reis, Derman
hocaya bu ülkede sorun yaşamaması için yasaları ve buradaki işleyişi anlatmaya
başladı. Vakit ikindi olmuştu hoca namaza durduktan sonra kasabalıyla sohbet
etmek için meyhanenin yolunu tuttu. Meyhaneye varmak için uzun yolu tercih
etti. Kasabayı gezmek istemişti. Yol boyunca tarlalarında çalışan köylülerle,
dükkanında siparişleri yetiştirmeye çalışan esnafa selam verdi. Ama
karşılığında hep asık bir yüz buldu. Acep neden yüzleri gülmüyor diye düşündü
hoca.

Meyhaneye vardığında akşam olmuştu. Hem yolculuk hem de
kasabada dolaşmak yormuştu hocayı. Bir kenara oturup cebinde taşıdığı mısır
peksimetini çıkardı. Sakiye de bir bardak su getirmesi için seslendi. Bir anda meyhaneye
bir kalabalık akın etmişti. Kalabalığın başında boynunda büyük bir haç
sallanan, saçı sakalı birbirine karışmış birisi ilerliyordu. Adam yaklaştıkça
ortamı ağır bir yağ kokusu aldı. Hem ilerliyor hem de elinde taşıdığı tasın
içindeki suya elini sokup insanların yüzlerine serpiyordu. Derman hoca
karşısındakinin kasabanın rahibi olduğunu anlamıştı. Rahip selamsız sabahsız,
sandalyeyi itip kalkarak masada hocanın karşısına oturdu. Hoca ak sakalını
sıvazlarken, rahip aklınca hocayı sorgulamaya başlamış. Laf dönmüş dolaşmış
dine gelmişti.

Laf arasında Hazreti İsa’nın göğün dördüncü katında olduğunu
söylemişti Derman hoca

Rahip itiraz etmiş:
-Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer ?
Derman hocanın tepesi atar :
-Ey adam, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın
da, Allah ın peygamberini sorarsın!

Masa etrafına toplanış olan kasaba ahalisi bunun üzerinde
kahkahalara boğulmuş. Rahip de kıpkırmızı şekilde meyhaneyi terk etmiş. Hocanın
esprili tavrını gören kasabalı etrafını sarmış. Hoca sakiye seslenip bir bardak
suyu sormak için başını kaldırdığında meyhanenin ne kadar döküntü olduğunu fark
etmiş. Kendi kendine düşünmüş

- Burası Nuh Nebi den mi kalmış, Kaalubela’dan mı acep?

Her tarafı delik deşik olmuş, adeta çökmeye bir başı kalmış.
Hocanın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin. Meyhaneciye seslenmiş:
“Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor böyle, beşik mi mübarek!” diyecek
olmuş ama, meyhaneci hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak;
“Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları İsa’ya
tespih çekiyor!”
Derman hocanın közü küllenir mi? Gözlerini meyhaneciye dikerek;
“Peki ama, demiş; ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aska gelip de secdeye
kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!”

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürmüş hoca ile kasaba
ahalisinin sohbeti. Karşılarında böyle bir din adamını gören ahalinin hocaya
sempatisi artmış.


Derman hoca ertesi gün diğer kasabaya geçeceğini
söylediğinde adeta yıkılmış kasabalı. Hoca da niçin geldiğini, görevini
anlatınca kasaba ahalisi hak vermiş hocaya. Ertesi gün kasabalı işi gücü
bırakıp hocayı kasaba çıkışına kadar yolcu etmiş.

Derman hocanın namı diğer kasabaya kendisinden önce ulaşmış.
Kasabalının işi gücü bırakıp sohbet etmek için meyhanede toplanması başta
rahipler olmak üzere yetkilileri rahatsız eder olmuş. Hepi topu 3 kasabadan
oluşan ülkelerinin 2/3 ünde hocanın kendisine sempati toplaması divanda
tartışılır hale gelmiş.

Gün olmuş Derman hocaya özel kanun çıkarmışlar. Hocanın
kasabalardan mal alarak hem halka destek olması hem de ihtiyaçlarını görmesini
hazmedememişler. Savcısı, kadısı, nazırı, rahibi düşman olmuş. Tüm bu engellere
rağmen yılmayan hoca tüm kasabaları toplamış ve görevi gereği dönüş
hazırlıklarına başlamış.

Son durağı olan sınır kasabasına ulaştığında hocanın ünü tüm
ülkede duyulmuştur. Elindeki tüm nakiti mala çeviren hocanın yükü de baya artmıştır.
Yükünü taşıması için tüm kasabadaki atları toplatmıştır reis. Ancak buna rağmen
hala 1 miktar yükü kalmıştır boşta. Belediye reisi hocanın yanına gelmiştir
durumu izah etmek için.

B. Reisi: - Hocam, kasabadaki tüm atları toplamamıza rağmen
halen bir miktar yükünüz açıkta kaldı. Elimizde bir yaşlı eşek kaldı. Aslında
ona yükleyebiliriz ancak size bunu yakıştıramıyoruz.

Derman hoca: - Reis bey sen hiç canını sıkmayasın. Yaradan
şahittir ki ben senden de kasabalıdan da razıyım. Bilirsin ki biz devlet için
varız, padişahın hizmetkarıyız. Madem 1 atlık yük kaldı geriye, benim atımdaki
şahsi eşyalarımı boşaltıp devletin malını yükleyin atıma. Ben eşekle de yol
alırım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
dkocak

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 5:32 pm


  • 3. Bölüm Yurda Dönüş

Kasabadaki herkesle vedalaşan
hocanın yolu uzundur. Az gider uz gider. Bir ara eşekten iner, çarıklarını
eline alıp yürümeye başlar. Dar bir geçide gelmişlerdir ki ileride bir
parıltıyı fark eder. Bu pusuya yatmış hırsızın kınından çektiği kılıçtan başka
bir şey değildir. Hoca hızlı düşünmelidir ve aklına bir çözüm gelir. Dünya dua
üstüne deyip elini kaftanının cebine atar, dua kitabını çıkarır hemen. Birkaç
sayfa çevirdikten sonra ellerini yaradana açar ve içinden dua eder. Eyaletin
mallarını taşıyan atları kırbaçlayıp onların hızlıca kaçmasını sağlar. Pusuda
yatan hırsız şaşkınlık içindedir. Hoca kılıcına davranır, karşısındakinin
günlerdir aç susuz pusuda yattığın fark eder. Gözü dönmüştür açlıktan. Derman
hoca aynı zamanda iyi bir askerdir. Rakibinin kellesini kolayca alabileceğini
fark eder.


Hırsız iyice yaklaşmıştır ve kim
olduğunu görünce hoca bir an duraksar. “Ağaca baltayı vurmuşlar sapı bendendir
demiş” diye mırıldanır kendi kendine. Elini yine kaftanının cebindeki dua
kitabına atar. “Kurşun geçmez” diye tabir ettiği duayı bulur, dünya dua üstüne
diye düşünüp yaradana açar ellerini. Gözü dönmüş hırsız hocanın birkaç metre
önünde durmaktadır. Hocanın kılıcını kınına yerleştirdiğini görünce afallar. Şoku
atlatması uzun sürmez, son takati ile kılıcını Derman hocaya savurur. Sanki
görünmez bir kalkana vurmuşçasına geri tepmiştir kılıç. Ne olduğunu anlayamaz
ve tekrar saldırır. Kılıç yine hocaya değmemiştir ve hırsız yerde
yuvarlandıktan sonra yol kenarına yıkılmıştır. O sırada kuduz kelp misal
etrafına bakarken hemen ilerideki yorgun eşeği fark eder. Hoca ile baş
edemeyeceğini anlayan hırsız eşeğin heybesindekileri almak için eşeğe hücum
ederken eşeğin çiftesini susuzluktan yarılmış suratında hisseder. Gözü dönmüş
hırsız eşekten de nasibini almıştır, yorgun vücudu daha fazla dayanamaz ve kendinden
geçer. Hoca hırsızın uyandığında kendisine daha çok zarar vereceğinin
farkındadır. Kollarından tuttuğu hırsızı yol kenarındaki bir ağacın altına
çeker. Eşeği ağaca bağlar. Eşeğin heybesindeki eşyalara bakar birkaç balta,
biraz ekmek ve mısır peksimeti vardır. Çevrenin ormanlık olduğunu gören hoca,
baltalarla kestiği ağaçları satarak para kazanma yolunu seçer belki diye
düşünür. Ekmek ve mısır peksimetlerini de karnını doyurması için bırakır.
Elindeki çaputu eğilip hırsızın başının altına koyar, yavaşça uzaklaşırken;


- “Osmanlı hırsızını bile muhannete muhtaç etmez, aç
bırakmaz” diye mırıldanır.


Bir süre daha yol aldıktan sonra
gecelemek için duraksar. Birkaç tüccarın kendisine doğru yaklaştığını görür.
Elindeki tüm yiyeceği hırsıza bıraktığı için bu tüccarlardan bir şeyler almak
için elini kaftanının cebine atar. Ancak hırsızın üzerine eğildiğinde cebinden
parasını da çaldığı fark eder. En iyisi bugünlük oruç tutmak der. Dere kenarına
eğilir birkaç yudum su içtikten sonra niyet eder.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
dkocak

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 5:35 pm

4. Bölüm Tasması Fosforlu İçine Şeytan Girmiş Kelp

Ertesi gün şafakla birlikte
uyanır. Önden giden eyalet kervanına yetişmesi gerekiyordur. O yüzden hızlı
adımlarla yola koyulur. Öğleye doğru Dedeağaç önlerinde kervana yetişmiştir.
Kervanın başındaki atın yularından yutar ve kasaba girişinde bir kayanın
yanında soluklanmak ister. Öğle namazı vakti gelmiştir ve hoca uzun süredir
hasret kaldığı ezanı dinlemek için yere bağdaş kurar. Zaman gelmemiş hatta
geçiyordur ama kasaba imamından ses çıkmaz. Hoca hayırdır inşallah diye
düşündükten sonra namaza durup kasabaya yönelir. Göl kenarındaki patikayı takip
ederek ilerlerken çevrede kimseyi görememiş olmanın bir tedirginliği vardı
üzerinde. Kasabaya biraz daha yaklaştıkça kulakları tırmalayan bir ses duymaya
başlar. Kasaba meydanına yaklaştıkça sesin şiddeti artmıştır. Uzaktan meydana
baktığında tam ortada bir köpeğin olduğunu ve sürekli havladığını görür.
Meydana ilerlerken bir esnaf koluna girer.

- “Aman hocam nereye gidiyorsun, gel hele”

Derman hocanın koluna giren
esnaf, hocayı diğer kasabalıların da içinde bulunduğu meyhaneye getirir. Hoca
kapıdan girerken kasaba ahalisini selamlar. Herkesin yüzünden bir endişe
okunmaktadır. Derman hocaya oturması için bir sandalye uzatırlar ve aç olduğunu
düşünerek yiyecek ikram etmek istedilerse de hoca niyetli olduğunu söyleyerek
kibrca reddeder. Hoca bir an evvel merakını gidermek için için sorar?

- “Neden tüm ahali buraya toplandınız? Bu meydandaki
bipppppppp de neyin nesi?”


Çekindiği için makamını bile boş
bırakıp buraya sığınan reis söze başlar.

- “2 gündür başımız bela oldu bu yaratık. Önceki gün
sabah görülmüş kasabada, kasabaya gece girmiş olmalı. Başta görevli sesler
olmak üzere kasaba ahalisinden birçok kişiyi yaraladı. Önüne geleni ısırıyor.
Esnaf korkudan dükkan açamadı. Köylü tarlasına gidemedi, balıkçıların ağlarını
parçalamış. Durum bana bildirilince tüm kasaba halkının buraya toplanmasını
istedim. Burada hep birlikte bir çözüm arıyoruz. Dün civar kasabalara haber
saldık, onların başına da bela olmuş. Her gittiği yerde olay çıkarmış. Bazıları
içine şeytan girdiğini söylüyorlar. Gelibolu, Şarköy, Keşan kasabalarına sorduk
güvercinle mesaj yollayıp. O kasabalarda kimse başa çıkamamış. Kendiliğinden
kasabayı terk edince kurtulmuşlar.”

Derman hoca anlatılanları
dikkatle dinliyordu. Bir korku romanına konu olacak cinstendi duydukları. Reis
devam etti:

- “Dün iki kişiyi görevlendirdim daha yakından bakmaları
için köpeğe. Boynunda bir tasma olduğunu görmüşler. Üzerindeki yazılar silinmiş
olsa da KARAC kısmını okuyabilmişler.”

Buraya kadar anlatılanları
dikkatle dinleyen hocanın kafasında bir şimşek çakmıştı. Yerinden doğruldu;

- “Hemen beni kasaba meydanına götürün”

Aklına geleni doğrulamak ister
gibiydi. Yanına silahlı bir kişi vermişti reis. Derman hoca elini kaftanına
attı dua kitabını çıkardı. Sayfaları biraz karıştırıp istediğini buldu. Yardana
elini açıp içinden bir dua okudu ve yola düştüler. Vakit akşam olmuş, hava
kararmıştı. Derman hoca ve yanındaki meydana yaklaştıkça gürültünün şiddeti
artıyordu. Bir dükkanın duvarına yaslanıp köpeğe doğru baktılar. O sırada tuhaf
bir şey oldu. Köpeğin tasmasından bir ışık yansımıştı. İşte o an Derman hoca
olan biteni anlamıştı. Çok sevdiği bir dostunun söyledikleri gelmişti aklına.

- “Selam olsun sana Harmanlı reisi” diye mırıldandı.

Kasabalı silahına davranacaktı ki hoca;

- “Dur hiç lüzumu yok. Sen şimdi reisin yanına koş. Tüm
kasabalı buraya gelsin. Ha bir de unutmadan bir koltuk getirin gelirken”

Kasabalı söylenenden bir şey
anlamamış olsa da hocanın kararlı ses tonu karşısında itiraz etmedi. Aradan
yarım saat geçmişti ki kasabalı hocanın yanına gelmişti. Herkes büyük bir
merakla olacakları bekliyordu. Derman hoca meraklı kalabalıktan getirdikleri
koltuğu istedi. Hoca eline koltuğu alıp köpeğe yaklaşmaya başladı. Kasap
dükkanının içinde etleri dişleyen çirkin hayvan hocayı fark edince ona yöneldi.
Tüm kasabalı nefesini tutmuş, hocaya bir zarar gelmesinden korkuyordu. Korkunç
hayvan hocaya birkaç arşın mesafede bekliyordu. Hoca hiç kimsenin beklemediğini
yaptı ve koltuğu hayvana doğru uzattı. O anda yine beklenmedik şekilde o hırçın
hayvan uzatılan koltuğun üzerine kıvrılıp oturmuştu. Koltuğa bir kedi gibi
kıvrılıp kalan köpeğin kafasını okşarken Derman hoca;


- “Seni tasması fosforlu içine şeytan girmiş kelp” diye
mırıldandı.

Kasabalı şimdiye kadar görmediği
bu sahne karşısında adeta dona kalmıştı. Kimse olan bitene bir anlam
veremiyordu. Kalabalık içinde bir uğuldama başlamıştı. Derman hoca kasabalının
merakını gidermek için;

- “Dostlarım, bu demden itibaren size zarar veremez. Bu
hayvanın geçmişini iyi bilirim. Ne istediğini de. Onun istediğini temin ettik
çok şükür. Bu konuda çok konuşup kafanızı şişirmek istemiyorum. Cenabı hak size
bundan büyük bela vermesin. ” dedi.

Dedeağaç imamına döndü;


- “Haydi hoca efendi akşam ezanı vaktidir. Ezanımızı
dinleyelim sonra orucumu açmalıyım”

Tüm ahali hoca ile birlikte
meyhaneye doğru yönelmişti. Osmanlının bu ücra, sakin kasabasının başına
gelenler halkı bir hayli yormuştu. Hoca meyhanede masaya oturup bir şeyler
sipariş edecekti ki utanmaz hırsızın parasını aldığı geldi aklına. Nasıl olsa
çalışır öderiz diye düşünüp bir sıcak pide, bardak da su istedi. Yemekten sonra
akşam namazını kılmıştı ki ticaret nazırının kapıdan girdiğini gördü. Hocanın
başına gelenler duyulmuştu endişeli bakışlarla masaya yaklaşıyordu nazır. Ancak
eyaletin mallarına zarar gelmediğini öğrendiğinde rahatlamıştı. Meyhaneden
çıkıp kasabalının da yardımıyla malları taşımışlardı güvenli bir yere. Vakit
gece yarısı olmuştu. Yol boyunca yaşadıkları baya yormuştu hocayı. Geceyi
geçirmek için belediyenin misafirhanesine yerleştirdiler. Kaftanının cebine
elini atan hoca dua kitabını çıkarmıştı, geceyi rahat geçirmek, iyi dinlenmek
için bir şeyler mırıldandı ve yatağa yöneldi. Kafasını yastığa koymaya 5 dakika
kala uyumuştu bile.


  • Yazıda adı geçen bazı karakterler tamamen hayal
    ürünüdür, hayal ürünü olan bazı hayvanlar ise tamamen gerçektir.
  • Aral acele kaleme alındığı için yazım yanlışları olabilir.
  • Metinde geçen hayvan ismi nedense "bippppp diye otomatik değiştiriliyor bu forumda
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
alpi_03

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 5:43 pm

Ellerine sağlık güzel çalışma..Ama adminler gördüğünde kaldıracaktır oda ayrı bir konu..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
HADEZ

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 6:00 pm

Bu kadar yazıyı şu an okuyamam.
Ama alpi_03 ün söyldediği gibi kaldıalabilecek birşeydir belki diye bilgisayarıma kopyaladım.
Yarın okuyacağım.
Uyarı için teşekkür ederim alpi_03.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ihtiyar96

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 6:10 pm

haha süper olmus demek dedeagacta savastan kacıp oraya gitti yunanistana salın baride oraya bela olsun Smile Laughing cheers
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
alpi_03

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 6:18 pm

HADEZ demiş ki:
Bu kadar yazıyı şu an okuyamam.
Ama alpi_03 ün söyldediği gibi kaldıalabilecek birşeydir belki diye bilgisayarıma kopyaladım.
Yarın okuyacağım.
Uyarı için teşekkür ederim alpi_03.

Dostum kaldıracaklardır derken,rp bölümüne taşınacaktır onu kast etmiştim..

Rica ederim..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
show_time

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 6:58 pm

Valla süper bi rp Koltuğu eşşeğe yükleseydin keşke bulgaristana kadar götürseydi karabaş ı Laughing
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
EmirBerkKorkmaz

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 7:09 pm

Çok uzun olmuş yaa!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
kartal13

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Çarş. Şub. 11, 2009 11:46 pm

çok güzel ve edebi tebrikler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
badsector

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Perş. Şub. 12, 2009 12:46 am

eline sağlık hocam Smile
bukadar özetlenir ,
uzun olmuş diyenler aslında kısa bile kalmış hikaye ..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
dkocak

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Perş. Şub. 12, 2009 8:03 am

Teşekkürler arkadaşlar. Beklenen oldu ve resmi forumda hikayenin 4. bölümü sansürlendi. Sansürcüye gereken yanıtı verip hikayemi tekrar eklemesini istedim. Benim yazdığım sebepleri mantıklı buluyorsanız resmi forumda desteğinizi bekliyorum.
Saygılar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
HADEZ

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Perş. Şub. 12, 2009 10:46 am

Hocam ellerine sağlık.
Ama bana da sanki kısa olmuş gibi geldi.
Arada, epey birşeyleri atlamışsın.
Bir gün kalanları da (ve bipsiz) okumak dileğiyle.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ahmetseker

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Perş. Şub. 12, 2009 9:38 pm

dkocak zaten bir Derman hocamız vardı (Şeyh Dermani), keşke ismini farklı koysaydın....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
alpi_03

avatar



MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi Perş. Şub. 12, 2009 9:39 pm

Ahmet hocam seni bulmusken,su rp yi devam ettir artik ya Smile..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content





MesajKonu: Geri: [RP] Derman Hoca'nın Hikayesi

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

[RP] Derman Hoca'nın Hikayesi

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Rönesans Krallıkları Alternatif Forumu :: Osmanlı Toprakları :: Rp Odası -