Rönesans Krallıkları Alternatif Forumu

AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  Yeni İletilerYeni İletiler  RK Dünya HaritasıRK Dünya Haritası  

Heyhat!...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
zorima48

avatar



MesajKonu: Heyhat!... Ptsi Haz. 23, 2008 12:04 am

Hayat dediğin
nedir ki üç basit nota: do-re-mi...
Üç nota ile çaldığımız bir parça, sürekli
dudağımızdaki ıslık...
basit ama zor...
İşte yaşamak da
böyle...




HAYAT
DEDIGIN

Hayat kısa ise eğer
yapacağın en önemli iş mutlulukların peşine düşmek olmalıdır.Ancak görkemli
mutluluklar arayacaksın.Küçük mutlulukların.sandığın kadar küçük olmadığını
yazacaksın kafana.
Kararlarını bir kez kesinleştirdin mi,yarını beklemeden
bütün gücünle gereğini yerine getirmelisin.bugün yapman gerekeni asla
bırakmayacaksın yarına.


Her türden
sürprize açık tutacaksın kendini ve elindeki ile yetinme felsefesini kaldırıp
atacaksın hayatın çöplüğüne.


Bir gülüşü bir
dudağı,bir sarılmayı istiyorsan eğer ve bunun içinde kararlı olduğunun farkında
isen,düşeceksin yollara düşünmeden.dostlarla geçireceğin zamanları
arttıracaksın.Ama gerçekten kendine dost sandığın insanlarla.Boş muhabbetlere
aldanmayacaksın.maskesini takıp gelenı de anlamaya çalısma o kaybolmuş bir karakterdir bulamazsın.


Sevgiliye daha
sıkı,daha dostça,daha insanca sarılacaksın ve bunu hemen o anda yapacaksın.

Hayatına bir şekilde sızmış olan gereksiz insanları,ayrıntıları bir kenara
iteceksin elinin tersiyle.Hızlı yaşacaksın ve hayatın hızına yetişeceksin.


Doğru bir insan
olacaksın.Hayatın kısa olduğunu düşünüyorsan eğer,yalandan entrikadan,hesaptan
uzak duracaksın,ama tuzaklara karşıda hazır tutacaksın kendini her dem.

Hayatına anlam katmaktan uzak,yaran ve senden parçalar koparıp götüren
ilişkilerden uzak duracaksın.Yüreğini ortaya koyacaksın seviyorum derken..Aşk
sofrasına çıplak oturacak ve soyulmayı göze alacaksın.


Boşlukta sallanan
bir insan olmayacaksın.Her anın dolu her anın anlamlı olmalı.Seni
büyülemeyen,sevmediğin işlerden,ilişkilerden ve kişilerden uzak duracaksın.

Hayata at gözlükleriyle değil, çok geniş bir perspektiften bakacak ve çok
yönlü bir insan haline getireceksin kendini.


Korkuların
yönlendirmeyecek seni.Korkularından ölesiye korkarak mahkum etmeyeceksin kendini
bir kötüye.İyi bir gözlemci olacaksın ve anlayacaksın hayatın dinamiklerini.
kendi görüşlerin kendi düşüncelerin de olacak dosttundan feyz al ama dogrunu kendın bul.idare edeyim diye herkese mavi boncuk verme.yoksa meltem rüzgarı gibi savrulursun ordan oraya sonra da kaybolur gidersin sonsuzluga.kimsin nesin bilmez.boşa gelmiş olursun dünyaya.bir kelebek kadar değerin olmaz.
Yarın ölecekmiş gibi düşünerek her şeyini kaybetmiş gibi cesur
olacaksın.Kendini çok iyi tanıyacak ve gücünün yeteneklerinin sınırlarını
bileceksin.


Gereğinden çok
acıyı almayacaksın omuzlarına.Sırtlayacağın her yükün ancak taşıyabileceğin
kadar olmasına özen göstereceksin.


Her türden
maskeyi reddedecek,kendini olduğu gibi ortaya koyacaksın.İlişkilerinde ve
giderken kişisel tarihinin sayfalarında,ihanete dair tek bir satırın bile yer
almamasına dikkat edeceksin.
İnsan gibi yaşayacak ve zamanı geldiğinde
insan gibi teslim edeceksin ruhunu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
zorima48

avatar



MesajKonu: Başkasının aklını kullanmak ;) Ptsi Haz. 23, 2008 12:18 am

Wink
Siz akıllısınızdır. Daha da akıllı olmak için
en iyisi başkalarının akıllarını kullanmaktır. O zaman ‘süpper!’ olursunuz.
Yorulmazsınız hiç.

Sizin yerinize sizin için düşünenler, çözüm önerenler,
plan yapanlar sürüyle... Bunlar varken, ‘amaan ne diye ben uğraşayım, okuyayım,
düşüneyim!’ rahatlığında çekirdek çintmek vardır. Çintiniz. Kabukları attığınız
yerden biri toplar nasılsa!

Esir olmaktan utanmayınız. Bu zaten sosyal
genlerde yüzyıllardır mevcuttur ve dahi bu mevcudiyet varlığınızın yegâne temeli
olabilir. Oh ne âlâ!

Misafir gelip ev sahibini rahatlıkla kovabilirsiniz.
Unutmayın ki, siz, başkalarını kullanmak için yaratılmışsınızdır. ‘Yavuz hırsız’
rolü pek yakışır bu duruma hani. Yemeği beğenmeyiniz, hep şikayet ediniz, evi
dağıtınız, bir de üstüne yerleşiniz. Daha ne! Bunlarsız nefes alabilir misiniz
ki? Sizin en derin ve vazgeçilmez hakkınızdır zaten, kimsenin bir şey demesi,
ima dahi etmesi mümkün değil.
İnsan vücuduna girmiş bir ‘insanımsı’ yaratık
olduğunuzu bilebilmeleri için yıllar geçmeli. Kimse göremeyeceğine göre, itiraz
eden de pek çıkmaz. Çıkan olursa, yine başkalarının aklını satın alır, gereğini
yaparsınız. Herkesin ’deli’ olduğu yerde akıllıya akıllı mı deriz
, ne münasebet,
duymamış olalım!

İkili karakter, çoklu karakter, karaktersizlik, hepsi
alamet-i farika’nızdır, kaybetmeyiniz. Sizin bunlardan daha iyi işaretleyen,
tarif eden bir şey olabilir mi? Ayakkabının altına da üstüne de iyi kösele
yapılır bu gergin deri duruşunuzla. Sanatçı duruşu sayılmaz ama, tüy
kıpırdatmamayı yüzünde, duygu düşünce aktarımını güzelce engeller. Tüküren olsa
rahatlıkla yağmur yağdığını düşünebilirsiniz. Geçip gidecektir sonuçta bir
kösele deriden, hissetmez bile botokslu gibi duran yüzünüz. ‘Testide ne varsa
dışarı sızan odur.’ Sizin testiniz boşsa ne sızdırabilirsiniz ki? Rahat
olun.

Bir kuryesiniz siz, içinde ne taşındığını bilmeyen. Boşluğu
başkalarının enerjileriyle doldurarak, reklam tantanalarıyla satmayı bilen, yok
hükmünde bir kargo
geek
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
zorima48

avatar



MesajKonu: Tolstoy - İnsan Ne İle Yaşar Ptsi Haz. 23, 2008 12:33 am

Hikaye study
EN ÖNEMLİ...
Bir zamanlar bir kralın aklına söyle bir düşünce
geldi: "Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam
gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım."

Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına, kim kendisine her
iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve yapılması
gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir mükafat vereceğini

ilan etti.
Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri
cevaplar birbirinden tamamen farklı çıktı.
İlk soruya cevap olarak; kimileri
her hareketin doğru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların, yılların yer
aldığı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak gerektiğini
söylediler. "ancak böylece" dediler "her
şey tam zamanında yapılabilir".

Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden karar verilemeyeceğini,
kişinin kendisini boş eğlencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş olayları
izleyerek en lüzumlusunu yapabileceğini iddia ettiler. Bu defa başka bilginler
de kral neler olup bittiğine ne kadar ederse etsin, tek bir kişinin her hareket
için en uygun vakte karar vermesinin imkansız olduğunu; kralın, her şeyin en
uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması
gerektiğini söylediler.

Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin
önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayacağına
ancak tek bir kişi anında karar verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse
neler olacağını
önceden bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler de
yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini bilmek isteyen,
sihirbazlara danışmalıdır.

İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü
cevaplar geldi. Kralın en fazla ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına
göre danışmanlar; bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha
başka bir kısmına göre ise savaşçılardı.
Üçüncü soruya, yani en önemli işin
ne olduğu konusuna gelince; bazıları dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu
söyledi. Bir kısmı savaşta ustalaşmak; daha başkaları da dini ibadet dediler.
Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini kabul
etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi.

Ama hala doğru cevapları alamadığı
için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya karar verdi.
Münzevi, hiç
ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşar, yanına sade halktan başkasını kabul
etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek kendisini halktan biri
gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü. Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında
atından indi ve muhafızını da geride bırakıp yola devam etti. Kral yaklaşırken
münzevi kovuğunun önüne çiçek tarhları kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp
kazmaya devam etti. Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi;
küreğini toprağa
her sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu.
Kral
yanına gelip söyle dedi. "Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak için
geldim. Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla muhtaç
olduğum, dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir?
En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim isler nelerdir?"
Münzevi
kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya devam
etti."Yoruldunuz" dedi kral, " Küreği bana verin de biraz dinlenin."Münzevi,
"Sağ olun" diyerek küreği krala verip yere oturdu. Kral iki tarh kazdıktan sonra
durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap vermedi; bu defa ayağa kalktı,
elini küreğe uzattı ve söyle dedi:"Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım."

Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir saat
daha. Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı; sonunda kral küreği toprağa
saplayıp söyle dedi: "Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak
için geldim. Eğer cevap vermeyeceksen, söyle de evime gideyim".

Münzevi,
"Buraya koşarak birisi geliyor" dedi, "bakalım kim?" Kral arkasına döndüğünde
bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı
ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine
inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki
elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden
geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En sonunda kan
durdu, adam kendisine gelince içecek bir şey istedi. Kral dereden taze su
getirip ona verdi. Bu arada aksam olmuş hana soğumuştu. Kral, münzevinin de
yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam
gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmadan ve yapmış olduğu
islerden öylesine yorulmuştu ki eşiğe çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi
boyunca deliksiz bir uyku çekti.

Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta
uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının kim olduğunu uzun
süre hatırlayamadı. Kralın uyandığını ve kendisine baktığını gören adam; "Beni
affedin" dedi,zayıf bir sesle.
Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek
bir şey yapmadınız ki" dedi.
"Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi
tanıyorum" dedi adam. "Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden
aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza
münzeviyi görmeye gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar
verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için
pusulaya yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp
yaraladılar. Onlardan kaçtım fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı
sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı
kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz olup size hizmet
edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim. Affedin beni."
Kral,
düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu
oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun
tedavisini yaptıracağını söyledi, ayrıca mallarını iade edeceğine de söz verdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı.

Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara cevap vermesini bir kez daha rica
etmek istiyordu. Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış oldukları tarhlara çiçek
tohumlarını ekiyordu.

Kral ona yaklaştı ve söyle dedi: "Sorularıma cevap
vermeniz için size son defa yalvarıyorum!"
yorgun dizlerinin üstünde
çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini kaldırıp krala baktı ve,
"Cevabınızı
aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu kral.
"Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi. "Dün eğer benim dermansızlığıma
acımayıp su tarhları kazmasaydınız, gidecek ve su adamın saldırısına
uğrayacaktınız ve yanımda kalmadığınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli
vakit, tarhları kazdığınız vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli isiniz
bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak geldiğinde, en önemli
vakit onunla ilgilendiğiniz vakitti, çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız,
sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de
onun için yaptıklarınızdı."

"Bundan sonra şu gerçeği unutmayın:
Tek
önemli vakit vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir, çünkü
sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz
odur, zira hiç kimse bir
başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini
bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya
gönderilmesinin tek sebebi budur."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
warhangoz

avatar



MesajKonu: Geri: Heyhat!... Çarş. Tem. 23, 2008 8:12 pm

Zorima yine dağıtmışsın ortalığı...Teşekkürler ellerine sağlık güzel yazıVery Happy:D
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content





MesajKonu: Geri: Heyhat!...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Heyhat!...

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Rönesans Krallıkları Alternatif Forumu :: Osmanlı Toprakları :: Rp Odası -